şamanizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şamanizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Türk Mitolojisi I: Tengrizm'in Genel Tasviri


            Türk toplumunda ortodoks bir İslam anlayışının benimsenmesi yüzyıllar almıştır. Türkmen Aleviliğinde eski Türk inanışlarının karakteristik açıdan büyük bir etkisi olduğunu belirtmek gerekir ancak bu inanışların bugün toplumun tamamında gündelik dilden geleneklere kadar etkisini sürdürdüğünü görebilmekteyiz.
Türk inanışlarını Şamanizm olarak adlandırmak sık yapılan bir hatadır. Bunun neden yanlış olduğunu yazının ilerleyen kısımlarında anlatacağım. İslam öncesi Türk inanışlarını adlandırmak için en uygun kavram Tengricilik olacaktır.
Türk ve Moğol inanışları arasında kesin çizgiler söz konusu değildir. Elbette gündelik ritüellerden söylemlere kadar bu iki halkın inançlarında birçok farklılık bulunmaktadır ancak Türklerin ve Moğolların yaygın dinleri benimsemeden önceki inançlarında evren ve tanrı tasavvuru aynıdır. Bu inançların başta Altay ve Sibirya havzası olmak üzere birçok yerde varlığını sürdürmeye devam ettiğini gözlemleyebiliriz.

Şamanizm: Sık Yapılan Bir Literatür Hatası

Öncelikle Şamanizm’in başlı başına bir dini veya inanışlar bütününü kapsamadığını belirtmek gerekir. Şamanizm bir metottur. Türkler de dâhil olmak üzere birçok halkın ve kabilenin doğa ruhlarıyla iletişime geçmek ve tabiatın nimetlerinden faydalanabilmek için başvurdukları bir pratiktir. Şamanlar dini önder veya aracı vasfı taşımazlar. Kelt rahipleri Druidler gibi herhangi bir rahip/ruhban işlevleri yoktur. Şamanlar Tanrı ile değil, doğa ruhları ve tabiat ile iletişime girmekle yükümlüdürler. Bu bakımdan Şamanizm’i bir din olarak nitelemek, bilhassa herhangi bir toplumun bu dine inandığını belirtmek ciddi bir literatür hatası olacaktır.
Bununla birlikte Türkler şaman kelimesi yerine kam, baksı, toyun, hatun gibi kelimeler kullanmaktadırlar. Divanı Lugat’it Türk’te kam kelimesi kâhin, şifacı, büyücü gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Belirttiğim gibi, Şamanizm bir inanç veya öğreti değil bir metottur ve herhangi bir topluluğun inançlarından bahsederken kullanılabilecek bir kelime değildir.

Tanrı Tasviri

Tengri kelimesinin eski Türk dilinde birçok farklı kavramı tanımlamak için kullanıldığını görebiliriz. İlk olarak Çin kayıtlarında Hsiung-nu(Hun) halkını anlatan hikâyelerde rastlanan bu kelimenin kökü gökyüzünden gelir. Ancak bu kelimenin farklı kavramlar için kullanılmış olması Türk dininin politeist –çok tanrılı- bir inanış olduğu sonucuna götürmemektedir. Türkler yüksek dağlar, çeşitli ruhani varlıklar için de Tengri kelimesini ve onun farklı şivelerdeki çeşitlerini –tarı, deyri, tangara, Kayra Han- kullanıyorlardı ancak Türk kozmolojisinde her şeye hâkim bir Kök Tengri (Gök Tanrı) bulunmaktadır.

Tengricilik inancını İslam’a benzeten metinlere sıklıkla rastlamak mümkündür. Bilhassa ders kitaplarında bu yanlış kanı sıklıkla yer almaktadır. Ancak Türk ve Moğol dinleri karakter bakımından İslam ile hiçbir benzerlik taşımazlar. Bu inanışların karakteristiğinde animizm önemli bir yere sahiptir. Hayvanların, bitkilerin ruhları olduğuna inanırlar fakat İslam’da böyle bir durum söz konusu değildir. Bununla birlikte Türkler tanrılarını zaman zaman çeşitli suretler ile tasvir etmişlerdir, hatta Kayra Han’ın oğulları vardır ve İslam’da böyle bir durum söz konusu dâhi edilemez. Ayrıca İslam kozmolojisine göre Allah herhangi bir yerde bulunmamaktadır, zaman ve mekân gibi kavramlardan münezzehtir. Kök Tengri ise göğün ruhu olarak anılmaktadır. Semavi dinlerde bu tür kavramlar alegorik dâhi olsa kullanılmamaktadır. Türk ve Moğol inanışları pagan monoteizmi denilen sisteme dâhildir, bir tek tanrı söz konusudur ancak bu durum onları semavi dinlerle benzer kılmamaktadır.

            Tengri, dünyada ve evrende var olan her şeyin hâkimidir. Türkler Toprak Ana’dan çeşitli doğa ruhlarına kadar tabiatın güçlerini yönlendiren ruhlara inanmışlardır ancak asıl hâkim göğün ruhu olan Tengri’dir. İnsanların bedenini yapan ve onlara çamurdan bir ruh üfleyen Tengri olmuştur. Nehirlerin akışından ekinlerin verimine kadar her şey onun hâkimiyetindedir. İbn Fadlan seyahatnamesinde Oğuzlar’ın herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında gökyüzüne bakıp “Tengri Bir” dediklerini belirtmiştir.
Tengri yaşam gücünün (kut) ve talihin (ülüg) sahibidir. Aynı zamanda bunları insanlar arasında paylaştıran güçtür. Tabiata hâkim olduğu kadar gündelik siyaset üzerinde de hâkimiyet sahibidir. Örneğin bir kişinin tahta geçebilmesi için kut alması gerekir. Günümüzde kullanılan kutsal, kutlamak gibi sözcükler bu kavramdan gelmektedir.
Yeryüzündeki olayları ve nesneleri kontrol eden ruhlar bulunmaktadır ancak bu durum Tengri’nin yeryüzünde egemen olmadığını göstermez. Türk inanışlarında gökyüzünde tıpkı yeryüzünde olduğu gibi bir hiyerarşi söz konusudur. Bu şekilde düşününce Tengri bütün hiyerarşinin başındadır, her şeyin yaratıcısı, sahibi ve efendisidir.

İnancın Ana Hatları

            Animizmin Türk dininin önemli bileşenlerinden biri olduğundan bahsetmiştik. Türk inanışlarında çeşitli kutsal nesneler vardır. Bazı hayvanlara, bitkilere, gök cisimlerine kutsallık atfedildiği görülmüştür. Ancak mabet ve put kültürü söz konusu değildir. Arkeolojik bulgularda herhangi bir tapınağa veya puta rastlanmamıştır.
Türk Şamanizm’i burada ayrı bir karakter kazanmaktadır. Şamanlar ateşin etrafında çeşitli ritüeller sergileyerek ruhlarla iletişime geçerlerdi. Ancak bu ruhları tasvir eden herhangi bir totem vs söz konusu değildi. Bununla birlikte Tengricilik inancına sahip Türklerde güçlü bir sembolizmin söz konusu olduğunu da belirtmek gerekir. Örneğin bugün nazar boncuğu olarak bildiğimiz sembol İslam öncesi Türk toplumlarında kem gözlerden korunmak için kullanılmaktadır hatta bazı kamların başlıklarında vs benzeri sembollere rastlamak mümkündür.

Ancak Türklerin totemizmden tamamen münezzeh olduğunu düşünmek de yanlış olacaktır. Türklerde ongun inancı oldukça yaygındı. Her boyun ve kabilenin kendine özgü bir ongunu vardı. Ongunun kabileyi, boyu koruyan bir hayvan ruhu olduğuna inanılır, onu memnun etmek için ayinler düzenlenirdi. Ancak bunu bir putperestlik olarak yorumlamak doğru olmayacaktır. Ongun’a kabilenin atası, koruyucu ruhu olarak saygı gösterilir ve ölümden sonra bu saygının karşılık bulacağına inanılırdı. Ata kültünün Türkler için önemli bir yere sahip olduğunu düşününce ongunların nasıl bir yere sahip olduğu anlaşılabilir.
           
            İnsanların varlığına dair birçok farklı inanç söz konusudur. Tanrı’nın çocuklara sahip olduğu ve insanların bu çocukların torunları olduğuna dair inanışlar da oldukça yaygındır. Yerde ve gökte güçlü ruhlar bulunmaktadır, bunlar tabiat ve insanlar üzerinde etki sahibidirler. Belirtildiği gibi evrende bir hiyerarşi söz konusudur. Gökler âlemi, yeryüzü ve yer altı tanrı ve çocukları tarafından paylaştırılmıştır.


            Özetlemek gerekirse, Tengricilik inancını ne politeist, totemci inanışlarla ne de semavi dinlerle aynı sınıfa koymak mümkün değildir. Türk inanışlarını anlamadan önce Pagan monoteizmi kavramını temellendirmek gerekir. Romalılar ve Mısırlılar da zaman zaman tek tanrılı dinlere inanmışlardır ve bu inancın dünyada birçok örneği bulunmaktadır. Animizm ve Şamanizm eski Türk dininin bileşenlerindendir ancak ikisi de bu inancı tanımlamak için tek başına yeterli olmayacaktır. 

6 Şubat 2015 Cuma

Şaman/Şifacı Tiplemesinin Özellikleri



                 

             
                 Bugünkü toplumun kökenini kabile, klan gibi aileye bağlı topluluklar ve bu toplulukların bir araya getirdiği konfederasyonlar oluşturur. İnsanın doğa karşısındaki güçsüzlüğü onu türdeşleriyle birlikte yaşamaya ve organize olmaya itmiştir. Toplum dediğimiz kavramın bu zorunluluktan çıktığı söylenebilir. Nitekim topluluk hayatını sürdürebilmek ve organizasyonu sağlayabilmek için bir iş bölümü gerekiyordu. Doğaya ve diğer insan topluluklarına karşı mücadele edebilmek, toplumu ayakta tutabilmek için herkes bir işte uzmanlaşmalı ve bağlı bulunduğu toplulukla birlikte çalışabilmeliydi. Eli silah tutanlar avlanıp kabileyi korurken birilerinin ruhlar âlemiyle ilgilenmesi gerekiyordu. Ruhlarla iletişime geçip kabileye şifa dağıtan birine duyulan ihtiyaç şaman olarak bildiğimiz bir tiplemenin doğmasına sebep oldu.

            Şaman, Tunguzca bir kelimedir ve başta ataların ruhları olmak üzere ruhlarla iletişime geçen, şifa dağıtan ve bağlı bulunduğu topluluğun kötü ruhlardan korunmasını sağlayan tipe verilen isimdir. Ancak şaman bir din adamı değil. Çünkü bir toplumda din adamı olabilmesi için kurumsallaşmış bir dinin ve öğretinin var olması gerekir. Elbette din adamı tipolojisi de şamandan çok zıt bir noktada bulunmaz ancak şaman din adamı olmaktan çok bir büyücü ve şifacı karakteri taşır. Şaman, ruhani dünyanın doğanın dengesi içindeki yerini bilir ve ruhların hangi maddeler ile etkileşim hâlinde olduğunun bilgisine sahiptir. Ruhlara hitap etmenin inceliklerini bilerek, ormanın ve göğün ruhlarıyla iletişim kurup bağlı bulunduğu insanları temsil etmekle görevlidir. 

            Kimi kabilelerde şaman aynı zamanda kabile şefi, yargıç gibi görevlere sahip olmuştur. Bu unvan kimi topluluklarda soy yoluyla kazanılırken –Türklerde de genellikle bu şekildeydi-, kimilerinde sara krizi gibi fiziksel rahatsızlıklara sahip olan veya halüsinasyon gören ve bu yüzden ruhlar âlemiyle iletişim hâlinde olduğuna inanılan kişilere verilmiştir. Şaman, sadece ruhlar aleminden sorumlu değildi. Şifalı bitkileri bilmek ve hastalıklar için ilaçlar, merhemler hazırlamak da şamanın sorumluluğundaydı. Bugün halk arasında özellikle şifalı bitkileri kaynatılmasıyla elde edilen ilaçlar için koca karı ilacı şeklinde bir tabir bulunmaktadır. Koca karı, İslam öncesi Türklerde şifalı bitkiler konusunda bilgi sahibi olan ve bu bitkileri halk sağlığı için ilaç hâline getirebilen şifacı kadınlara verilen isimdi. Bu geleneğin Anadolu’da hâlâ yaşadığını söylemek mümkündür.

            Şaman tiplemesi ile ilkçağ toplumlarındaki rahip tiplemesi de birbirinden çok farklı değildir. Özellikle Kelt toplumlarındaki druidler şaman tiplemesiyle büyük benzerlik göstermektedir. Kelt paganizminde önemli bir yere sahip olan Druidler, şamanlar gibi şifacı ve aracı olarak bilinmekteydiler. Bununla birlikte gerek Mısır ve Roma uygarlıklarında gerekse semavi dinlerin yaygın olduğu topluluklarda din adamının ruhlar ile iletişimi devam etmiştir ve bunun şamanik bir gelenekten geldiğini öne sürmek mümkün. 

Şamanizm kelimesinin bir inanç sistemi olarak kullanılması ve literatürde bu şekilde yer etmesi sıkıntılı bir durum. Okullarda Türklerin İslam’dan önceki dininin Şamanizm olduğu söylenmektedir. Ancak bu kelime sistemli bir inancı değil, bir metodu tarif etmektedir. Türklerde şaman kelimesi hiçbir zaman kullanılmamıştır, ruhlarla iletişime geçen kişi kam olarak anılır. Bununla birlikte bir insanın Şamanizm dinine inandığını iddia etmekle Müslümanların imamist olduğunu söylemek arasında kavram açısından pek bir fark bulunmamaktadır. Şamanizm’i bir metot değil inanç olarak algılamak, Sibirya’daki topluluklarla Amazon yerlilerini sadece ruhlarla iletişime geçtikleri için aynı kavrama sıkıştırmak dışında bir işleve sahip olmayacaktır.